
ya siyah ya beyaz
kulakların yetmiyor soruyorsun anlamadığında cevaplara ulaşacaksın, kapıları aralayacaksın hep alelacele hep koştur — bulamayacaksın kapını kapatıp pencerenden maviye yeşile, güneşi sana ulaştıran boş küreye, yolunu öğrenmemiş nehirlere bala dönüşmüş her bir çiçeğin kimliksizliğini patikanın aşağısındaki çeşmeye koşarak giden çocuğun iradeyle hiç işinin olmadığını sıfırla birin sana ihtiyacım yok dediğine kulak vereceğin o pencere kenarını fark etmeyeceksin fark etmeyeceksin rahminde zehir yuttuğun o benliğin lanetini
you are cursed with simplicity
ya siyahtır ya beyaz keserek almışlar seni annenin karnından kolaylaştırmışlar işleri iki yol var diye görmüşsün acılı ve doğal olan yol seni öldürecekmiş acısız hızlı olansa sana bütün bir hayatı getirmiş seçmişler anneni ve seni yaşatacak yolu öğrenmişsin işleri kolaylaştıran siyahı beyazdan kesin ayıran yolu sınırlar ve tanımlar olmuş kalplerin ahı ya siyahtır ya beyaz